Sessizlikte Psikoterapi
5 Aralık 2019

Psikoloji Bölümü öğrencilerimizinde Büşra Kevser Kılavuz, Türkiye’de işaret dili ile psikoterapi yapan ender psikologlardan biri olan Uzman Klinik Psikolog Gözde Ceylan’la işitme engelli bireylerle yürüttüğü psikoterapi sürecini, tecrübelerini konuştu.

Gözde Hanım öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?

Girne Amerikan Üniversitesi İngilizce Psikoloji Bölümü’nden mezun oldum. Lisansım boyunca adli staj, gönüllü staj ve klinik stajı yaptım. Üsküdar Üniversitesi’nde Klinik Psikoloji yüksek lisansımı tamamladım.  Mezuniyetin ardından birkaç yıl çocuk ve ergen alanında çalıştım, şu an FMV Işık Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık Merkezi’nde Klinik Psikolog olarak yetişkinler ile çalışıyorum.

İşitme engelli bireylere terapi yapma fikri nasıl oluştu?

Alanda nadasa bırakılmış, göz ardı edilmiş ya da hiç fark edilmemiş konuların çalışılması için açık doldurmak gerektiğini düşünüyorum. Biz noksan kalmış yeri fark edip o noktaya temas etmeliyiz ki o kişilerde de iyilik halini oluşturabilelim. Bu bilgiler ışığında ortak dili konuşmayan ama destek isteyen kişi ve kişilere nasıl terapi yapabilirim diye düşündüm. Bu alanla çalışan İstanbul’da sadece üç uzman bulabildim. Kendi alanımın dışındaki bir popülasyondan bana bir danışan geldiğinde kime yönlendireceğim benim için önemli bir konudur. Ancak bu alanda bir meslektaş olarak görüşmek istediğimde kimseyle iletişime giremedim. Bu nedenle İSMEK Fatih Engelliler Merkezi’nde Türk İşaret Dili Kursuna başladım. Eğitimimin ortalarındayken işitme engelli iki ayrı danışan terapiye gelmek istediğini söyledi. Ancak ben kabul edemedim çünkü işaret dilini tam manasıyla öğrenmek, harfleri öğrenmekle birlikte hız katabilmek, karşınızdaki kişi hızlı hızlı anlatırken onu durdurmamak çok önemli. Daha sonra kurs bitmişti ve az düzeyde işitme kaybı olan 24 yaşında biriyle iletişim kurduk. İlk olarak annesiyle görüştüm. Yaygın anksiyete bozukluğu tanısıyla gelmişti. Böylelikle ilk danışanımla başlamış oldum bu sürece. Hatta ona dedim ki: “Seni anlayamadığım yerde sana sormak durumunda kalabilirim ve şimdiden özür dilerim.” Ve sıklıkla yavaş anlatabilir misin, dediğim oldu.

Hangi yaş aralığında danışanlarınız oldu?

Bugüne kadar 7 yaşında bir kız çocuğu ve yaşları 18-44 yaş arasında değişen 32 farklı yetişkin danışanım oldu.

“Kaygı duymak işaretleri etkiliyor”

Terapi sürecinde sözlü iletişimden ziyade beden diliyle iletişim sağlamanız işaret dili kullanmadan yaptığınız terapilere göre nasıl farklılıklar oluşturdu?

Ben hiçbir zaman ağzımı kapatıp sadece işaret dili kullanmadım. Danışanlarım dudak okuyabildikleri için söyleyeceğim şeyleri konuşma tonunda da sesli bir şekilde bazen ise mırıldanarak söyledim, o yüzden iletişim kurmakta fazla zorlanmadım. Sadece ilk zamanlar işaretlere fazla odaklanırsam başka şeyleri kaçırırım endişem vardı ama karşımdaki insanlar duygularını ve vurgularını mimiklerine çok iyi yansıttıkları için herhangi bir problem olmadı. Aynı zamanda işitme engelli bireylerle terapi yaparken birden fazla şeye birden fazla kere dikkat etmeniz gerekiyor. Bu ne demek? Yani ellerine, kollarına ve nefesine daha fazla dikkat etmeniz gerekiyor. Bu süreçte şunu fark ettim, nasıl ki bir insan kaygı yaşadığı sırada kekeleyebiliyorsa, orada da işaretler birbirine karışıyor. Kaygı yaşadığını oradan anlayabiliyorum. Donup kalabiliyor ya da sadece bakıp ağlamaya başladıkları oluyor. Göz kontağı kurmayan danışanlarla terapi yürütmek çok güç idi ilk başlarda. Hatta bir danışanımla fiziksel temas kurmak zorunda kalıyordum. Normalde biz fiziksel temas kurmak istemeyiz ancak obsesif-kompulsif bozukluğu tanısı almış bir danışanımın sık sık bacağına dokunup durmasını istiyordum çünkü aynı işareti birden fazla kere yapıyordu. Ek olarak işitme engelli biri ile psikoterapi süreci yürütüyorsanız terapi süresini bir parça uzatmanız gerekiyor. Aynı dili konuştuğumuz danışanlarda olduğu gibi terapinin ritmi sıklıkla üçüncü seanstan sonra oturuyor.

Henüz okul çağına yeni adım atmış bir danışanınız olmuş. Onunla yaşadığınız terapi deneyiminizi anlatır mısınız?

Çocuğun babası ve amcası geç konuşmaya başladığı için ebeveyn kendi çocuğunun da geç konuşmasına beklemiş. Yaklaşık 4,5 yaşına kadar bu beklenti içinde olmuşlar ve aile çocuklarının işitme engelli olduğunu fark etmede gecikmiş. Dolayısıyla çocuk anaokuluna başladığında sosyal geri çekilme oluşmuş. Ailenin, çocuğun engelini kabul etmeme durumu da vardı.  Kızın işitme cihazı vardı ancak yaklaşık 20 seans süren tedavi sürecinde seanslara 4 ya da 5 defa cihazıyla gelmişti. Yani aile işitme cihazını bile kabul etmemişti. Gözlemlediğim kadarıyla danışanımın duygusal aktarımı çok düşüktü. Bu nedenle duyguya odaklı terapiler yaptım. İşaret dili konusunda da oldukça geri kalmıştı. Bundan dolayı daha çok çocuğun başarılarına odaklı bir çalışma yürüttüm. Mesela çok iyi saç örerdi, birlikte resim yapardık. Terapilerimiz sonlandığında ailenin gündeminde koklear implant operasyonu vardı ve operasyon öncesi ve sonrası için önerdiğim uzman bir arkadaşımın çalıştığı bir kurumda konuşma terapisine başladı.

“İşaret dili ile terapi nadasa bırakılmış bir alan”

Terapilerinizde hangi psikoterapi ekolünü ya da ekollerini kullandınız?

Bilişsel Davranışçı Terapi kullandım ama Diyalektik Davranış Terapisi kullandığım da oldu.

Bu terapilerin size katkıları ve zorlukları neler oldu?

Bu alanın nadasa bırakılmış bir alan olması ve gereken ilgiyi gör(e)memiş olması sebebiyle bu alanda bir şeyler yapabiliyor olmak bende mesleki açıdan tatmin duygusu oluşturdu. Umarım diğer meslektaşlarım da bu meseleye eğilebilir.

Danışanlarınızda hangi duygusal yakınmalar daha sık görünüyordu?

Genellikle kaygı bozukluğu, sosyal izolasyon ve geri çekilme söz konusuydu. Bütün yetişkin bireylerle bunun üzerine çalıştığımı söyleyebilirim. Eşlik eden rahatsızlık olarak depresyon ya da depresif ruh hali söz konusuydu. Sosyal fobisi olan bir danışanım da olmuştu. Sürekli yaşadıkları kaygı getiren bir durum var. Mesela doğru otobüse binemezsem kime soracağım, kaybolursam eve nasıl gideceğim gibi kaygıları var. Aileler de yüksek düzeyde bu kaygıları yaşıyorlardı. Ve çok sık duyduğum şey, “iyi ki işaretleri okuyabiliyorsunuz” oluyordu.

Terapilerinizde sizi en çok etkileyen, duygulandıran şey ne oldu?

Her birinin ayrı ayrı hikâyeleri vardı ama kesiştikleri ortak nokta “anlaşılmamak ve anlayamamak” idi. Bu duyguları beni çok etkiliyordu. Aynı dili konuştuğumuz insanlarla bile iletişim kurmakta zorlandığımızı düşünürsek anlaşılmadığına/anlatamayacağına dair çekinceleri olan kişilere temas etmek beni çok etkiledi.

Meslektaşlarınıza ve psikoloji bölümü öğrencilerine neler önerirsiniz?

İlk önerim; ağızlarını ve kulaklarını sıkı sıkı bağlasınlar ve birine nasılsın diye sormaya çalışsınlar. Sadece bunu denerlerse hissettikleri duyguya göre bu konuda bir şey yapmak isteyebilirler. Burada kurduğumuz empati çok önemli. Doğru empati; karşıdaki insanı tanımak, daha sonra da içinde bulunduğu şartları da değerlendirerek dünyayı onun bakış açısıyla görmeye çalışmaktır. Bu bağlamda destek almak isteyen kişinin şartları göz önünde bulundurularak destek olmak ya da destek olabilecek başka bir uzmana yönlendirmek elzemdir. Herkes destek olamayabilir ama yetkinlikler kazanarak deneyebilirler. Öğrenciler, işaret dili ile psikoterapi süreci ya da başka herhangi bir konuyla ilgili uzmanlara soru sormaktan ve yardım istemekten çekinmesinler.

 

Söyleşi:

Büşra Kevser Kılavuz

Psikoloji Bölümü 4. sınıf öğrencisi